Beşinci Murad'ın torunu olan yazar 20 yaşına kadar Fransa'da yaşamış ve bu yaşından sonra aile kökeni nedeniyle İslam'a yönelmiştir.Yazarımız Türkçe konuşamamaktadır. İlk kitabı Saraydan Sürgün'de annesinin hayatını anlatan yazarın bu kitabı çok ilgi görmüştür.Yazarın ikinci kitabı ise "Toprağımızın Kokusu-Filistin ve İsrail'in Sesleri"...
Filistin'e giden yazar orada çeşitli kişilerle yaptığı görüşmeleri kayıt altına almış ve bu kitabında görüşmelere yer vermiştir. Hem Filistin hem de İsrail kanadından farklı görüşlerde bir çok insanla görüşen Mourad, kitabını insan haklarını göz önüne alarak yazmıştır.
Yazar nedensiz yere Filistinlilere ateş eden İsrailli askerleri anlatırken sırf bu yüzden askerlikten istifa edip Filistinliler'e yardıma giden İsrailli askerlerden, Filistinlileri Ürdünlü Araplar olarak gören doktordan onların hakları için savaşan İsrailli avukata ve İsrailli Araplara kadar her kesimi anlatan yazar, Filistin topraklarındaki bu durumun İsrail'in zorbalığı yüzünden olduğun altına çizer. Çünkü İsrail BM'nin hiçbir kararına uymamış ve bölgede kabul görmek istemek yerine bölgede hedef olarak görülmesine kendisi neden olmuştur.
Bölgede özellikle İntifadadan sonra gerilim artmış ve İsrail- Arap ayrımı keskinleşmiştir. İsrailliler bölgede rahatça hareket edebileceğini düşünürken intifada olayları bu görüşü yerle bir etmiş. Filistinliler'e nefret duyan İzak Rabin'i şu sözleri dünyada terörist olarak görülen Filistinliler'in masum olduğunu ortaya çıkarmıştır: "Bacaklarını kıracağız bir daha koşamayacaklar, ellerini kıracağız bir daha taş atamayacaklar".
Keyfi verilen dışarı çıkma yasakları yüzünden okula gidemeyen fakat ilerde kuracakları devlet için okumaya önem veren Filistin halkının içinden kişilerle görüşen yazar, Filistin halkının Oslo Antlaşması'ndaki başarısızlık nedeniyle artık dünyaya güvenmediği fakat her şeye rağmen hayatlarına devam etmeye çalıştıklarını da gözler önüne serer. Ellerinde savunmak için hiçbir şeyleri olmayan Filistinliler "canlı bomba" olarak ölmeyi hak olarak görür. Fakat bunu İsrail'in yapmak istediği şey olarak gören Filistinliler de var. "İsrail dünyaya Filistinliler'i böyle göstermek istiyor" diyorlar. Oysa Filistinliler'i buna itenin onlar olduğunu görmüyorlar.
Yazar her kaldığı Filistinli'nin evinde onların yaşamına birebir tanık olur. Açlık, sürekli kesilen sular, hepsinden beteri ölüm tehlikesi... Taş attığı bahanesiyle öldürülen çocuklar, gençler... Yazar her gittiği evde bir çocuğun veya gencin ölüm hikayesini dinliyor. Oysa onlar sadece haklarını korumak için silahlara karşı taş atıyor. Yazarın bölgedeki psikiyatr arkadaşı şu tespiti yapıyor: Bölgede taş atan çocuklar atmayanlara göre geceleri daha rahat uyuyorlar. Psikolojik olarak görevlerini yerine getirdiğine inanıyorlar.
Bunları görüp Filistin'e yardım etmek isteyen İsrailli "Siyahlı Kadınlar" her gün belirli saatlerde Filistinliler'in hakları için toplanıyor. Fakat bu onlar için de kolay değil. Çünkü onlara ağza alınmayacak türden hakaretlerde bulunan İsrailliler'e yazar gözleriyle tanık olmuştur. Aynı zamanda "İnsan hakları için mücadele eden hahamlar" topraklarından alınmış temel gereksinimlerini zorluklarla karşılayan çoğu zaman karşılayamayan (yardım kuruluşları sayesinde ayakta kalan) Filistinliler'in ekip biçtikleri mahsulleri toplamasına yardım eden bir hahamla görüşen yazar, İsrailli askerlerle hahamın tartışmasına ve askerlerin geri çekilmesine tanık olur. "Filistinliler için bu büyük bir başarıdır ve bu başarı diğer köylere de anlatılacaktır". O gece mahsul toplayan Filistinlilerle kalan yazar bu sözlere ve başarıya sevinen Filistinlilere tanık olur.
İsrailli Filistinliler'in haklarını savunan Avukat Lea'nın sözleri sanırım durumun özeti niteliğindedir : "Eskiden Filistin halkı nefret nedir bilmezdi, şimdi öğreniyorlar, bunu onlara biz öğretiyoruz.Çok iyi öğretmenleriz doğrusu..."




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder