24 Aralık 2014 Çarşamba

Normal Zamanda akla gelmeyen FİNALLERDE gelir..

          

                   Bizim finaller biraz erken başladı. Vizeyle final arası 3-4 hafta.. Ee bu arada hocaların yaptığı kısa sınavlar vs derken biz ne ara gezelim tozalım ? Finaller yaklaşınca... 


Finaller yaklaşınca "ya çocukken izlediğim bir çizgi film vardı; anımsadım bir izleyek ya"dan , " yeni film gelmiş sinemaya süpermiş, gitsek mi?", "bir yer varmış ortamı müthiş, azcık takılsak mı?,"uzun süredir şu puzzle yapmak istiyordum"  fikirleri zuhur bulur.



Normal zamanda "ya napsak bugün" deyip fikir üretemeyip bütün gün pineklemeyi tercih eden final öğrencisi final yaklaşınca aktif olmak ister. Bunun ders çalışmaktan kaçmak olduğunu kendisinin de bilmesi bir şey değiştirmez.


Finaller gelince ise dersleri biriken final öğrencisi uykusuz geceler geçirir  ve pineklediği zamanları özlemeye başlar. Bir ya da iki hafta olan final haftası onun için güz yarı yılının tamamı belki daha uzunudur. 

Öğrencinin kaderi bu saatten sonra hemen hemen bellidir : BÜT


Ama zaten büte kalmayan öğrenciye şaşarım. Her büt saklı bir haktır.Kullanılmak için vardır. 
Öğrenciler arasındaki fark kaç derstten büte kalındığıdır..:))

16 Aralık 2014 Salı

Demek Ki Nemişşş...

"Demek ki nemişşşş" dedirten bir gündü. En önce öğrendiğim aynı sınıf arkadaşınla sakın eve çıkma ve kararlarında emin ol... 

Bu dönem yurt, apart, ev dediğimiz ne olduğunu bizim de tam anlayamadığımız evde üç kişilik odada kaldığım arkadaşımla sorunlar yaşıyorduk. Sonunda evden ayrıldı. Bu süreci güzel yürüttüğüme inanıyorum. Çünkü kalp kırmadan problemlerden direkt bahsettim, O da düşündü taşındı, kendi kararıyla çıktı. İyi de oldu , yolu açık olsun..

Seçtiğiniz yer bir evse üniversitenize yakın olsun. Çünkü otobüsten indikten sonra eve gel, yemek yap.. Ders çalışma saatiniz çok az kalıyor ve derse başlayacağınız zaman çoktan yorulmuş oluyorsunuz. Eğer yurtsa yemek hazır olduğu için sadece  yol derdi olabiliyor. Ve başta da dediğim gibi sınıf arkadaşınız ya da en yakın arkadaşınızla eve çıkarken üç-dört-beş ne kadar düşünebiliyorsanız düşünün. Sütten ağzı yanan biri olarak konuşuyorum.. Kolay gele.. :))



2 Aralık 2014 Salı

Sakarya Üniversitesi- Uluslararası İlişkiler Topluluğu

Sakarya Üniversitesi- Uluslararası İlişkiler Topluluğu



Yani kısaca ULİT... Ulit olarak bugün ilk seminerimizi  gerçekleştirdik. Başta seminerden çok umutsuzduk. Hatta diğer topluluklar bu semineri neden aldınız, çok gereksiz, hiç gelen olmayacak gibi yorumlar yaptı. Bu nedenle konferanstan çok umutsuzduk. Hatta o kadar umutsuzdum ki ilk tanıtımımız olmasına rağmen heyecanlanıp sabah erkenden kalkmak yerine yattım ve uyudum.

 Konferansta eğitim sertifikası ve katılım belgesi de veriyorduk. Lakin sabah 9.00 ile-12.00 arasıydı ve yan salonda güçlü rakipler vardı.

Konferans başladı ve Hüseyin DURAN beklentilerin çok üstünde bir kişi olduğunu gösterdi. Ortam o kadar samimi ve eğlenceliydi ki 12 de bitmesi gereken konferans 13.30 da bitti. 

Salon bir ara 5-6 gruba ayrıldı ve gruplar ellerindeki on tane çubuk makarnayı birleştirerek en uzun ve ayakta duran bir yapı inşa etmeye çalıştılar. Tepesine de marşmelov konulacaktı. Arka taraftaki mühendis tayfa Eyfel Kulesi'ni örnek alarak makarnaları birleştirmiş ve en uzunu onlar oluşturmuştu. Bir paket makarna ödülünü de onlar aldı haliyle :)).. 

Hüseyin Duran genç, fikirleri olan bir girişimci. Bu genç yaşında bir şirket ortağıydı ve bir çok üniversitede girişimcilik topluluklarını açmıştır. Bizim üniversitede dahil. Batı düşünce ve bilim adamları yerine bize kendi düşünce ve bilim adamlarımızı tanıttı. İbn-i Sina'dan, Vehici Hürkuş'a kadar.. Kendi tarihimizi öğreterek bizi cesaretlendirdi aslında... 

Ulit'e yani bize de tanıtımımız konusunda bilgilendirme yaptı. Hocalara, eğitmenlere çiçek yerine plaket vermemizi söyledi.Kongrelerde kendimize ait t-şört bastırmamızı ve bunun topluluğun ciddiyetini yansıtacağını belirtti.

Kısaca alnızımızın akıyla çıktı bu işten.. Şimdi bir daha ki konferans 9 aralıkta ve o esas konferansımız. Gazamız mübarek ola.. :)


25 Kasım 2014 Salı

Üniversitenin Kötü Yanları...

       
  Üniversitenin çekilmez yanları arkadaş ortamına göre değişebilir. Ama hiç çekilmeyen bir şey var ki o da annelerine işi bırakmadan kendi kız bulmak isteyen erkekler...Bu tipler genel itibariyle ailesine kabul ettirebileceği belli standartta tipler ararlar ve bulmak için çaba harcamaya üniversite hayatı boyunca devam ederler. İşin kötü gözlerine kestirdikleri  kız arkadaş grubu içinde birinden red alınca diğeri arkadaşlara da sormadan geçmezler.Böyle olaylar yaşanıyor maalesef. Bu tipler genelde dikkat edilmesi gereken tiplerdir ve sağlam arkadaşlarınız yoksa bu tipler sizi zarara uğratabilir.

       Bir kere üniversitede geçirdiğiniz her sınav bir ÖSS bir YGS, artık adına ne derseniz.Sabahlara kadar oturup ders çalışmalar, okumakla bitmeyen yetiştirilemeyen kitaplar ve sınavda karşınıza çıkan beklenmeyen sorular...Allah kolaylık vere.. :)


Yaşadığınız şehir de size zorluk çıkartabilir. Bana çok şükür öyle bir şey olmadı. Sakarya esnafı da halkı da öğrenciye iyi gözle bakıyor. Sokakta yürürken sizi rahatsız edecek tipler de yok.(çok ara sokaklara geç saatte olmadığınız sürece). İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde üniversite okumuyorsanız da diğer üniversitelerin eğitimi daha sıkı olabiliyor. Örneğin: İstanbul Üniversitesi' nde vizelerden sonra bir hafta gayr-ı resmi tatildir. Yani hocalara derse gelmez, ders işlenmez. Ama Sakarya Üniversite'sinde resmi tatil dışında tatiller yoktur.  Yani gelmeyebilirsiniz ama ders işlenir, yoklama da alınır... 

Bunlar dışında kaldığınız yurt, ev artık neresiyle problemleriniz olabilir. Sabırlı olun.. Allah sabrını verir.. :)

12 Ekim 2014 Pazar

Mustafa KUTLU

Mustafa Kutlu...



           
                  Hikayeci, Şair, Ressam...
                  Ben hikayeciliğini bilirim gerçi.. :))

                  Kitaplarını çıkardığı Dergah Yayınları'nda yazı işleri müdürüdür. Hikayelerini yazarken başa dönüp düzeltme yapmadan yayınladığını söyler. Bu da yazarın biçimsel kaygısının olmadığını gösteriyor.Toplumdaki değişim ve gelişimle ilgili olguları hikayelerinde rahatlıkla görebilirsiniz. Yazarkenki kullandığı akıcı ve şakacı üslup hikayelerine sizi kolaylıkla alıştırır.
Verhasıl ;


Mustafa Kutlu’nun ilk olarak “Bu Böyledir” i okudum. Edebiyat alemine ün salmasına da bu kitap vesile olmuş. Bu Böyledir'in tadı damağımda kalınca başladım kitaplarını tek tek okumaya.. Mustafa Kutlu hikayelerinde sadece bir olayı anlatıp geçmiyor. Hikayelerde muhakkak bir şeye, bir olaya atıf yapar. Bu böyledir de hikayenin sonu eğlence parkında (lunapakta) sıkışan ve oradan bir türlü çıkmayan bir aile ile biter. O lunapark kimi edebiyatçılara göre kapitalizmi kimilerine göre modern yaşantıyı temsil eder. Yine bu böyledir de yer alan ikindi namazı kısmı eleştirel nitelikte bir bölümdür. İkindi namazını kılan amca dünya dertlerine kederlenmekten namazını öyle ya da böyle iyisiyle kötüsüyle kılar. Lakin bu namaz adamcağızın son namazı olur.


            Bir de Chef :  Sırf ingilizcesi yok diye bir üst makama geçemeyen işinde tecrübeli bir memurun aile hayatını konu alır. Yazar iş yerlerindeki bu tezatlığa da eleştiri getirmiştir. Bu memurun bir araba hayali vardır. Fakat buna ulaşamamıştır. Arabası olsa her şeyin yoluna gireceğine inanan bir  memurun hayatı...


            Sıra dışı bir ödül töreninde ise ilk kez ödül alacak bir adamın kafadanbacaklılar derneği’nin ona sunduğu ödülü almaya gittiğinde kalabalığı aşamayıp ödülü sahneden bizzati alamamayışını sahne altına sıkıştırılan bir ödülü kapıp gidişini anlatır. Esas mesele ödül töreninde gencinden yaşlısına, güvenlikçisinden, polis memuruna, kaymakamına kadar herkesin içki içtiği,kimsenin kimseyi görmediği, kadın erkek ilişkilerinin alenen ortada gerçekleştiği ödül törenini anlatırken başrol kahramanımız Nezahat’ın bu kalabalığın sustuğu (uyukladığı )zaman sabah ezanıyla o meydanda kalınışıyla biter. Yazar aynı zamanda kitle psikolojisine de vurgu yapar ve bir eleştiri de buradan gelir. Sahnede kendilerine hakaret eden adama kızan kalabalık sahneye çıkan eğlence ekibi sayesinde her şeyi unutup eğlenceye dalar.



"Bütün Hikayeler trenle başlar bilmiyor musun?" 
"Daha yeni tanıştım ama çokkkk iyi adam"

Kenan İmirzalıoğlu, Tuğçe Kazaz,Altan Erkekli gibi oyuncuların yer aldığı Osman Sınav'ın yönettiği harika bir hikaye...


Güzel mi güzel bir hikaye daha... Lakin sonu şaşırtıcı... E bu da olur, hayırlısı...
Mavi Kuş minibüsün ismi.Bir Köyden yolcularını toplayıp yola çıkan fakat bir türlü şehre varamayan  yolcuların başına gelenler...

24 Eylül 2014 Çarşamba

"KOMES" 





       Ovit yaylasından İkizdere'ye doğru giderken bir köprü göreceksiniz. Bu köprü sallanan köprü'dür. Köprünün başlarında "aman bunun da neresi sallanıyor dersiniz" köprünün ortasında siz sabit durmaya çalışsanız bile köprü sallanır.. :))


       Her neyse önemli olan köprünün diğer tarafı.. Oraya "KOMES" derler. Anlamını bilmem. Bildiğim orada dağın arkasından gelen doğal maden suyunun olduğu ve elinizi musluğa dayayarak doya doya içebilme keyfini yaşabilmenizdir. 

       Ovit Yayla Şenliklerine giderseniz dönüşte uğramayı unutmayın.. :)

15 Eylül 2014 Pazartesi


 Üniversiteyi Şehir Dışında Kazananlara Tavsiyeler

Üniversiteyi şehir dışında kazananlara birkaç şey anlatabilirim...



   Ben Sakarya Üniversitesi'nde okuyorum. Okulu kazandığınız şehir ve olanakları çok önemlidir. Sakarya genel itibariyle muhafazakar bir yer olduğu için sokaklarda sorun yaşamıyorsunuz. 

   İlk seneden çoğu arkadaşın ailesi yurtları tercih eder; fakat bence apart evler daha iyi...Apart evler de kendi başınızın çaresine bakmayı öğreniyorsunuz. Yemek yapmayı, pazara gitmeyi, insanlarla iletişimi... Kısacası kendi ayaklarınızın üzerinde durmayı öğreniyorsunuz.

     Yurdu tavsiye etmeme sebeplerimi de söyleyeyim. Özel yurda çıkan çoğu arkadadaşım ya yurdun temizliğinden ya yemeğinden ya yemek saatlerinin okuldaki ders saatleriyle uyuşamamasından şikayet etti .Ve yurt görevlileri ailenize karşı sorumlu olduklarından dolayı giriş-çıkışlarda sorun yaşayabilirsiniz. Geç saatlere kadar dışarda dolaşmayı kastetmiyorum. Fakat bir konferansa rahatça gidememe gibi sorunlar yaşayabilirsiniz. İlk seneden ayrı ev ise hiç tavsiye etmiyorum. Evin masrafı her zaman daha çoktur. Maddi ve manevi olarak kendinize güveniyoranız eve çıkabilirsiniz. İyi arkadaş bulma sorunu ise hem yurtta hem apart evde olabilir.

     Bunu çok duymuşsunuzdur ama tekrarlamada fayda var : Üniversitede ilk tanıştığınız arkadaşlar maalesef sonuna kadar sizinle kalamıyor. Hatta kötü olaylar bile yaşayabilirsiniz.. Ama siz sadece üniversite öğrencisiniz ve üniversite hayatınız topu topu dört yıl.. Göz açıp kapayana kadar geçiyor. O  nedenle sıkıntılardan mümkün mertebede uzak durun ve kafaya takmayın.

    Üniversitede öğrenciler için genel olarak şöyle bir imaj çizilir : Gezen, tozan, sınav akşamı ders çalışan tipler... Bu arkadaşların kaderi  genelde dersi bir sonraki sene alttan almak oluyor. Üniversite tam tersi daha çok çalışılması gereken bir yer...Hem kendini bölümüne yönelik geliştirmek hem de derslerini çok iyi anlaman gereken bir yer... Tabii her öğrencinin kaderinde sinir olduğu bir ders olabilir. Benimki muhasebe mesela...Ama "elinde sonunda bu ders geçilmelidir" mantığıyla çalışılmalıdır.Tabi bütün bunların içinde eğlenebileceğiniz alanları atlamayın. Çünkü üniversite bittiğinde aklınızda çalıştığınız derslerden çok eğlendiğiniz vakitler kalacak..
    
     Maddiyata gelince ilk sene elinizdeki para bol olabilir. Aileniz şehir dışına gönderdiği için kesenin ağzını açabilirler. Ama sene başında çok para harcarsanız - ki şu eksik bu eksik muhabbetinden çok para gidiyor- sene sonu epey sıkıntı yaşayabilirsiniz. Orta gelirli bir aile için söylüyorum. Bir süre sonra ailenize yük olmak istemiyecek ve ara tatilde yaz tatilinde işe girme planlarınız olacaktır. Kesinlikle tavsiye ederim. Bu sizi hem maddi hem manevi rahatlatır.Ailenize destek olduğunuz ve para kazanma bilinciyle özgüveniniz de artacaktır. 
İlk tavsiylerim bunlar olacak... Yolunuz açık olsun...!

7 Eylül 2014 Pazar

Kore Filmleri...

 Kore Filmleri...

       Kore dizilerinin namını duyan çoktur. Benim de epey izlemişliğim var. Her ne kadar bizim sezonlar süren dizilerimize karşın 16 veya 25 bölüm arasında değişseler de çoookk zaman aldıkları reddedilemez... Bu nedenle illa bir şey izlemek istiyorsanız zamanınızı çok almayacak şeyler tercih edin.Örneğin filmler... İşte İki yıl boyunca izlediğim Kore filmleri.. :)


1) A MOMENT TO REMEMBER

A Moment To Remember.. (Türk versiyonu Evim sensin)
Film bir çiftin tanışması ve nihayet evlenmesi üzerinden anlatılır. Her şey yolunda giderken, Su-ji'de bunama başgösterir. Diğer adıyla Alzmeir. Fakat Su-ji 27 yaşında ve daha yeni evlidir. Kocasını, çalıştığı yeri, hatıralarını hatta telefona kadar her şeyi yavaş yavaş unutmaya başlar. Fakat Cheol-su (kocası) eşini bu kadar kolay bırakmaya niyeti yoktur.Nereye giderse gitsin Su-Ji'nin peşinden gider ve onu hatırlaması için elinden geleni yapar. Romantik film seveler için rahat tam not alacak bir film..:))

  IMBD: 8.3

2) Miracle in cell no:7 
          
Epey bir güldürecek son dakikalarda ağlatacak bir film...Zihinsel engelli bir baba ve kızın birbirlerine olan sevgisini konu alır. Küçük kızımız haksız yere içeri giren babasını çok özler ve ona kavuşmak için bir koliye saklanması yeterlidir. Koğuştakiler tarafından epey sevilecek olan kızımız babasının gördüğü haksızlığa karşı büyüyünce avukat olmaya karar verir. Kızın babasının masum olduğuna inanan savcımız ise kızımıza avukat olma yolunu açacaktır. 
Kızımızın babası küçük bir kızı öldürmekle suçlandığı ve öldürdüğü kız da başsavcının kızı olduğunu idda edilince herkes kızımızın babasını kurtamaya çalışır. Fakat hukuki yollardan çözüm bulunamaz ve baba idama mahkum olur.Koğuştakiler baba-kızın kaçması için seferber olur. Fakat planlar istendiği gibi yürümez.

 
  IMBD : 8,2 

3)SUNNY

Lisede tanışmış ve arkadaş olmuş kızların hikayesini ele alır. Kızlarımız bir müzik grubu kurma hayaline girerler ve grubun adını "sunny" koyarlar.Film adını buradan alır. Fakat esas hikaye 25 yıl sonra başlar. 25 yıl sonra yaşlanmış, evlenmiş barklanmış bile olsalar onlar birbirlerini bulduğunda o liseli kızlar olacaktırlar.

IMBD: 7.9 

4)ONLY YOU 

Türk versiyonu : Sadece sen... Boksörlüğü bırakmış bir adamla görme duyusu olmayan bir kadının aşk hikayesini anlatır. İzlerken Eski Türk Sineması'nı izliyormuş hissiyatını oluştu.:)


IMBD : 7.8 



5) MORE THAN BLUE

 
2006 yapımı film ırsi bir kanser hastası olan K ve anne-babasını trafik kazasında kaybeden Cream'in hikayesiyle başlıyor. K ve Cream çiftimizin birbirine verdiği isimler...Film olayı farklı kişilerin gözünden ele alıyor ve şaşırtıcı bir sonla veda ediyor.Benim en sevdiğim filmler arasında.. :)



IMBD : 7.7

6) DİTTO

İkisi de aynı üniversitede okuyan In ve Yoon'un hikayesini konu alan film; bu ikilinin radyo aracılığıyla birbirleriyle tanışmasını ve konuşmasını sağlar. 1979 yılındaki Yoon ve 2000 yılındaki In'ın hikayesini konu alan film başta bu ikiliyi sevgili zannetmemize zemin hazırlasa da sonralarda olayın çok farklı olduğunu anlaşılır. Farklı yıllarda olmaları nedeniyle birbirlerinin hayatını etkileyen ikili ne olmuşsa olmuş deyip hayatlarına devam etmek zorundadır. Sonu beni hem şaşırtmış hem hüzünlendirmişti. 

IMBD: 7.3  

7) A WEREWOLF BOY

Bir kurt adamla bir kızın hikayesini konu alır. Böyle deyince çok klişe bir konusu varmış gibi gelebilir. Fakat klişe olan sadece filmde bir kurt adamın olması onun dışında harika bir film...
Film ilk başta sizi korkutuyor. Ortalarda güldürüyor sonda ise hüzünlendiriyor. 1970'lerde yeni bir eve ailesiyle taşınan kızımız orada kurt adamımıza rastlar ve onu eğitir. İlk olarak ona "bekle"meyi öğretir. Oğlumuzun kurtadam olduğunu gizlemeye çalışan kızımız ve ailesi ise bunu güçlükle sağlayabilse de sonralarfda engel olamayacaktır. Herkesin önünde kurtadam haline bürünen oğlumuz kızımızı alıp ormana kaçacaktır.Kızımız ise onu korumak için ondan ayrılma isteyecektir. Her şeyi öğrenmesine rağmen konuşmayı öğrenemeyen oğlumuz ise ilk kez kızımız giderken konuşacaktır.

                                                IMBD: 7.3 
  
8)HEAVEN POSTMAN

Film sonsuz çimler arasında bulunan bir posta kutusuyla başlar. Bu kutuya insanlar ölüleri için yazdıkları mektupları atıyorlar ve mektupları Jea Jung bulup okuyordu. HaNa da buraya mektup atanlardan biridir.Bu sonsuz çimenlerin içinde tanışan Jeajung ve HaNa beraber çalışmaya başlarlar.Mektupları okur ve hayattaki bazı yanlış anlaşılmaları düzeltirler. Çiftimiz bu arada birbiriyle yakınlaşır.Fakat aralarındaki engel Jeanjung'un insan olmaması ve sadece yas tutan insanlara gözükmesidir. Hana'nın ölen sevgilisi için acısı azaltıkça Jeanjung'u görmemeye başlar. Fakat hikaye böyle bitmeyecektir. 

IMBD : 7.0


25 Ağustos 2014 Pazartesi

Karayemiş

Her zaman yanından geçilen ama ne olduğu çoğu kişi tarafından bilinmeyen ağaç: Karayemiş Agacı


Ağaç en çok Karadeniz Bölgesi'nde yetişip sevilmesine karşın Türkiye'nin bir çok yerinde bile görülebilir. İstanbul Üniversitesi'nin Edebiyat Fakültesi'nin girişinde bile var. Fakat kimsenin dikkatini çekmiyor. Çocukken oyun oynamaya daldığımızda eve gidip yemek yemek yerine en yakınımızdaki karayemiş ağacına tırmanır, karnımızı doyururduk.  Meyvenin  şeker hastalığı olmak üzere bir çok hastalığa da iyi geldiğini sonradan öğrenecektik. Dalları kırılmaz fakat çok esnektir. Yani korkutur ama öldürmez. :))

Yalnız bunu yiyen arkadaşlarım beğenmeyebiliyor. Tadını çok nahoş bulabiliyorlar. Doğrudur. Çünkü  karayemişin bir çok çeşidi var. Kimisi nahoş bir tat verirken kimisi ağzınızı simsiyah yapabiliyor. Benim bildiğim karakarayemiş, kastaniça (kiraz) karayemişi, Trabzon karayemişi olmak üzere üç çeşidi var. 



Halamdan aldığım detaylı bilgiye göre karakarayemiş simsiyah, zeytin gibi olur. Kastaniça Karayemişi kıpkırmızı olur. Ağza nahoş tadını veren bu karayemiştir. Trabzon karayemişi de bordo renginde olur. Bize karayemiş kelimesi uzun geldiğinden "karamiş" de deriz. Farklı farklı isimlerine de rastlayabilirsiniz.

Sözün kısası gördüğünüz yerde bir tadını deneyebilirsiniz. Zannedildiği üzere yabani bir meyve değil...  :)

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Toprağımızın Kokusu...

Keniza Mourad...


   Beşinci Murad'ın torunu olan yazar 20 yaşına kadar Fransa'da yaşamış ve bu yaşından sonra aile kökeni nedeniyle İslam'a yönelmiştir.Yazarımız Türkçe konuşamamaktadır. İlk kitabı Saraydan Sürgün'de annesinin hayatını anlatan yazarın bu kitabı çok ilgi görmüştür.Yazarın ikinci kitabı ise "Toprağımızın Kokusu-Filistin ve İsrail'in Sesleri"...



Filistin'e giden yazar orada çeşitli kişilerle yaptığı görüşmeleri kayıt altına almış ve bu kitabında görüşmelere yer vermiştir. Hem Filistin hem de İsrail kanadından farklı görüşlerde bir çok insanla görüşen Mourad, kitabını insan haklarını göz önüne alarak yazmıştır.

Yazar nedensiz yere  Filistinlilere ateş eden İsrailli askerleri anlatırken sırf bu yüzden askerlikten istifa edip Filistinliler'e yardıma giden İsrailli askerlerden, Filistinlileri Ürdünlü Araplar olarak gören doktordan onların hakları için savaşan İsrailli avukata ve İsrailli Araplara  kadar her kesimi anlatan yazar, Filistin topraklarındaki bu durumun İsrail'in zorbalığı yüzünden olduğun altına çizer. Çünkü İsrail BM'nin hiçbir kararına uymamış ve bölgede kabul görmek istemek yerine bölgede hedef olarak görülmesine kendisi neden olmuştur.

        

Bölgede özellikle İntifadadan sonra gerilim artmış ve İsrail- Arap ayrımı keskinleşmiştir. İsrailliler bölgede rahatça hareket edebileceğini düşünürken intifada olayları bu görüşü yerle bir etmiş. Filistinliler'e nefret duyan İzak Rabin'i şu sözleri dünyada terörist olarak görülen Filistinliler'in masum olduğunu ortaya çıkarmıştır: "Bacaklarını kıracağız bir daha koşamayacaklar, ellerini kıracağız bir daha taş atamayacaklar". 

Keyfi verilen dışarı çıkma yasakları yüzünden okula gidemeyen fakat ilerde kuracakları devlet için okumaya önem veren Filistin halkının içinden kişilerle görüşen yazar, Filistin halkının Oslo Antlaşması'ndaki başarısızlık nedeniyle artık dünyaya güvenmediği fakat her şeye rağmen hayatlarına devam etmeye çalıştıklarını da gözler önüne serer. Ellerinde savunmak için hiçbir şeyleri olmayan  Filistinliler "canlı bomba" olarak ölmeyi hak olarak görür. Fakat bunu İsrail'in yapmak istediği şey olarak gören Filistinliler de var. "İsrail dünyaya Filistinliler'i böyle göstermek istiyor" diyorlar. Oysa Filistinliler'i buna itenin onlar olduğunu görmüyorlar.

Yazar her kaldığı Filistinli'nin evinde onların yaşamına birebir tanık olur. Açlık, sürekli kesilen sular, hepsinden beteri ölüm tehlikesi... Taş attığı bahanesiyle öldürülen çocuklar, gençler... Yazar her gittiği evde bir çocuğun veya gencin ölüm hikayesini dinliyor. Oysa onlar sadece haklarını korumak için silahlara karşı taş atıyor. Yazarın bölgedeki psikiyatr arkadaşı şu tespiti yapıyor: Bölgede taş atan çocuklar atmayanlara göre geceleri daha rahat uyuyorlar. Psikolojik olarak görevlerini yerine getirdiğine inanıyorlar.



Bunları görüp Filistin'e yardım etmek isteyen İsrailli "Siyahlı Kadınlar" her gün belirli saatlerde Filistinliler'in hakları için toplanıyor. Fakat bu onlar için de kolay değil. Çünkü onlara ağza alınmayacak türden hakaretlerde bulunan İsrailliler'e yazar gözleriyle tanık olmuştur. Aynı zamanda "İnsan hakları için mücadele eden hahamlar" topraklarından alınmış temel gereksinimlerini zorluklarla karşılayan çoğu zaman karşılayamayan (yardım kuruluşları sayesinde ayakta kalan) Filistinliler'in ekip biçtikleri mahsulleri toplamasına yardım eden bir hahamla görüşen yazar, İsrailli askerlerle hahamın tartışmasına ve askerlerin geri çekilmesine tanık olur. "Filistinliler için bu büyük bir başarıdır ve bu başarı diğer köylere de anlatılacaktır". O gece mahsul toplayan Filistinlilerle kalan yazar bu sözlere ve başarıya sevinen Filistinlilere tanık olur. 

İsrailli Filistinliler'in haklarını savunan Avukat Lea'nın sözleri sanırım durumun özeti niteliğindedir : "Eskiden Filistin halkı nefret nedir bilmezdi, şimdi öğreniyorlar, bunu onlara biz öğretiyoruz.Çok iyi öğretmenleriz doğrusu..."


20 Ağustos 2014 Çarşamba

Bizim Mezarlıklarımız...

Rize'yi biraz daha anlatmak istedim. 

           Bizim evin balkonundan çektiğim bu fotoğraf aile mezarlığı... Çaylıkların arasında mezarlık olmasına insanlar şaşırıyorlar.Bizim orada yeterli düz arazi yok ki mezarlığa ayrılsın. Olsa bile insanlar kendi arazilerinde gömülmek istiyorlar.


          Herhalde en iyisini Yahya Kemal söylemiş :  "Biz ölülerimizle birlikte yaşıyoruz". Bu mezarlığın sağ çaprazında da bir mezarlık var ve fotoğrafta çıkmayan sol tarafta da... Onlar ömürlerini geçirdikleri topraklarda duruyorlar. Biz de onların yanında...

Peter Pan

En sevdiğim filmi anlatayım dedim :  "Peter Pan"

2003 yapımı filmin oyuncu kadrosunda;  Şu an 25 yaşında olan aktör Jeremy Sumpter (Peter pan) filmde oynarken henüz 14 yaşındaydı.Wendy rolüyle Rachel Hurd Wood, Mr Darling ve Kaptan Hook rolünde Jason Isaacs, Tinkelbell rolüyle LudivineSagnier ,Smee rolüyle Richard Briers, Mrs darling rolüyle Olivya Willams filmde karşımıza çıkmaktadır.








       Filmin sevilerek izlenme nedenleri arasında Peter Pan'ın uçması, bedeninde sadece tek duygu barındırabilen perisi Tinkerbell', Peter'in ruh haline göre hava durumu alan adası Neverland, Peter'in ondan kaçan gölgesi, deniz kızlarının gizemliliği, bir oyuncak ayının bile birey olarak kabullenilmesi, saat üçte gelmesi gereken baharın erken  gelmesi gösterilebilir.



 Film her gece kardeşlerine hikaye anlatan Wendy ile başlar. 
Wendy'nin hikayelerini dinleyen sadece kardeşleri değildir. Peter bir gece yakalanmak üzereyken kaçtı. Fakat içeride gölgesini bıraktı.Onu almaya geldiğinde ise Wendy ve kardeşleri de Peterle tanıştı ve onunla gitti. Wendy'nin annesi ise her gün camın önünde onların dönmesini bekleyecektir.


Filmdeki en önemli karakterlerden ikisi kötü karakter olan Kaptan Hook ve onun yardımcısı Smee'dir. Peter, Hookla çatışmasında onun bir elini kesmiş ve timsaha atmıştır. Ardından timsah bir de çalar saat yutmuştur. Bu olayın sonucunda timsah, Hook'un tadını çok beğenir ve onun peşine düşer. 
Smee ise Hook'a hizmetle görevli tatlı bir ihtiyardır. Filmin komik kötü adamı Smee'dir. :)



Neverland'deki çocuklar Wendy'yi anne, Peter'i ise baba olarak kabul ederler. Her anne babada olduğu gibi burada da anne ve baba kavga eder.Çünkü Wendy'nin hislerine Peter karşılık vermek istemez. 

Wendy ailesini unutmaktan korkup ailesine geri dönmek ister. Bu sırada yanına Neverland'deki diğer çocukları da alacak olan Wendy gitmeden önce sadece Peter'e ait olacak bir şey verecektir. 

Filmin sonunda Hook da peri tozu sayesinde uçar. Fakat havada kalmak için hep mutlu şeyler düşünmesi gerekir. Kötü bir adam için oldukça zor olan bu iş, onu timsahın midesine gitmekten alıkoyamaz.



Hook'un gemisini ele geçiren Peter ve çocuklar gemiyi yürüten onlarca perinin yardımıyla Wendy ve diğer çocukları eve bırakır. Peter ise Tink'le Neverlend'e geri döner.


Çocuklukla, yetişkinlik dönemi arasındaki zamanı çok iyi anlatan film, çocukların kendi hayal dünyalarında yani Neverland'deki başarılarına rağmen gerçek hayatta sadece bir çocuk olduğuna vurgu yapar. Buna rağmen Peter hep çocuk olarak kalmak isteyecek ve gerçek dünyadan hep uzak kalacaktır. Fakat Peter'in hikayesi nesilden nesile aktarılacaktır.